DOLAR 16,8853
EURO 17,8334
ALTIN 992,353
BIST 2554,08
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C

Entegrasyon Neden Mümkün Değildir?

Özlem Kardelen Özkartav
Merhaba, ben Özlem Kardelen Özkartav. 20 yaşındayım. Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler birinci sınıf öğrencisiyim. İstanbul’da yaşıyorum. Uzun süredir siyaset, tarih ve edebiyat alanlarında okumalar yapıyor ve kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Araştırmalarımda özellikle Türk siyaset ve tarihini odak noktası olarak seçiyorum. Gelecekle ilgili birçok planım var. Bunlardan birisi akademik hayatımı sürdürerek akademisyen olmak ve gelecek nesillere, kendi bilgi birikimime katkı sağlamaktır. Bir diğeri ise kendi alanımla ilgili olan bir sivil toplum kuruluşunda ya da bakanlıklarda görev almaktır.
19.05.2022
346
A+
A-

On yılı aşkın süredir birçok araştırmacı, sivil toplum gönüllüsü veya siyasi parti Suriye’deki iç karışıklığın sonucu olarak Türkiye’ye düzenli veya düzensiz şekilde gelen Suriyelilerin ve Afganistan, Pakistan gibi ülkelerden gelen mültecilerin kültürel, ekonomik ve sosyal alanlarda yaşadığımız topraklara entegre edilmesi gerektiğini söylüyor. Bunun gerekçesi olarak da bulundukları parti veya ekole göre uluslararası hukuk, insan hakları veya din kardeşliği gibi tezleri ortaya sunuyorlar. Biz de bu entegrasyon konusunun neden mümkün olamayacağını kısaca, uygun bir dille anlatmaya çalışalım.

Genel olarak Ortadoğu toplumlarını ele alacak olursak çoğunluğu bundan yüz yılı aşkın bir süre önce Osmanlı toprağı idi. Osmanlı’nın son dönemlerinde yavaş yavaş İngiltere, Fransa, İtalya gibi sömürge ülkelerin eline geçmesiyle beraber o çağın gerekliliği olan demokrasi ve cumhuriyet kimliğini oluşturamadılar. Bunun en temel nedenlerinden birisi Arap toplumlarında milli bir bilinçten ziyade hala kabilecilik anlayışının hakim olmasıydı. 1. Dünya Savaşında Mustafa Kemal, Enver Paşa ve silah arkadaşlarının Trablusgarp’ta  İtalyanlara karşı yakmaya çalıştığı isyan ateşi bile Ortadoğu coğrafyasında küçük bir kıvılcımdan ibaret kalmıştı. Arap toplumları yüzyıllarca eyaleti olduğu ve halifesine biat ettiği Osmanlı yerine sömürgeci devletlerin altın ve para vaatlerini tercih etmişti. Bayrakları dahi İngiliz diplomat Mark Sykes tarafından tasarlanmış, sonrasında da bu sömürge bayraklarının çok benzerleri kullanılmaya devam etmişti. Nitekim bir süre sonra işgalci devletler, yavaş yavaş Ortadoğu topraklarından çekildi ve geriye kendi dillerini, eski tren yollarını ve tüketilmiş madenleri bıraktılar. Arap toplumlarından bu geri çekilişe rağmen modern bir devlet kurmak amacıyla kısık sesler çıkmıştı. Örneğin Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah Atatürk’ü ve kurtuluş savaşını örnek alarak bir devlet kurduğunu söylemişti. Filistin, Cezayir gibi ülkelerde bazı uluslaşma girişimleri olsa da tarihten günümüze Ortadoğu coğrafyası diktatörlüklerden ve ‘’soylu’’ kabilelerin yönetiminden ibaret kalmıştır.

Cumhuriyet, çağdaşlaşma ve modernleşme trenini kaçırmalarının en büyük nedeni ise sömürgeciliğe maruz kalmaları değil kültürleridir. Ortadoğu toplumları ancak ekonomik açıdan sömürgeciliğin esiri olmuşlardır, kendi kültürleri çok büyük ölçüde değişmemiştir. Eğer değişseydi bir İngiliz, Fransız, İtalyan gibi davranır hatta Hristiyan bile olurlardı fakat bu böyle olmamış, Osmanlı’nın adeta Müslümanlıktan aforoz ettiği Vahhabilik kültürü ve Arap gelenekleri sürmeye devam etmiştir. Bu durumun yaşadığımız çağa kadar gelmesinin en büyük tehlikelerinden birisi mevcut kültürlerinin ahlaki bakış açısıdır. Türkiye’ye de entegre olamayacaklarının en büyük kanıtı budur. Cumhuriyet ve çağdaşlaşma trenini kaçırmış bu toplumların kadına bakış açısı çağımızdan yüz yıldan fazla geri olmakla beraber yüz yıl öncesindeki başka devletlerle kıyaslayacak olsak dahi yine geridir. Bu Arap kültürünün kadına biçtiği rol ve baktığı pencere ile ilgilidir. Kadın sadece çocuk doğurması ve örtünmesi gereken bir varlıktır. ‘’Başıboş’’ gezen her kadın tecavüze davettir. Bunun yanı sıra Afgan ve Pakistanlıların Baça Bazi gibi tecavüzü, sapkınlığı meşrulaştıran gelenekleri, uluslararası kuruluşların şiddet, taciz, çocuk gelin oranları bu meselenin en büyük kanıtıdır. Türkiye Cumhuriyeti’ne bu ülkelerden gelmiş olan şahıslar da yıllarca bu kültürle büyüdükleri için zihinlerinde normalleşmiştir. Bizim başını okşayıp sevdiğimiz 8-9 yaşındaki kız çocuğu bile onlara göre evlenilebilecek yaştadır, sokakta özgürce gezen her kadın hedeftir. Bu zihniyet ve kültür modern ve çağdaş Türk toplumuna ne ile nasıl entegre edilebilir? Aynı zamanda Türkiye’de büyük bir çoğunluğu kayıt dışı olan bu insanların suç oranı tespit edilemez, mevcut hükümet için hayaletten farksız; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için ise potansiyel birer tehlikedirler.

Arap toplumlarının milli bir bilince sahip olmayışından da bahsetmiştik. Evet, savaş siviller için korkunç ve acımasız bir süreçtir ama cesur her milletin kendi tarihinde kendi vatanından kaçmak yerine mertçe savaştığı yazmaktadır. Entegrasyonu savunan birçok insan Almanya’ya çalışmak için giden Türklerle Suriyeli mültecileri kıyaslamak gibi gaflet içerisinde komik bir argüman sunuyor. Peki, sınırlarımızı altüst edip Türkiye’ye sadece ekonomik, kültürel sorun yaratan kayıt dışı insanlardan bağımsız olarak Ukrayna’da dört çocuklu bir kadın cephede nasıl mertçe çatışıyor? Milli bilinç ve kültürel genetik kodlar burada devreye giriyor. Aynı zamanda Esad veya Taliban zulmünden kaçan ”mazlum” halkın ne kadarı kadın veya çocuktur? Çeşitli terör örgütü mensuplarının mülteci gibi ülkemize girip girmediği veya bu düzensiz göçün ileride iç savaşa dönüşebilecek bir toplum mühendisliğinin eseri olmadığını nereden bilebiliriz? Türkiye’nin bu gibi konuları irdelemesi gerekmektedir.

Uzun sözün kısası, 10 bin yıllık kültürel, sosyal, coğrafi zenginliğin eseri olan Türk milleti ile Ortadoğu toplumlarının tek ortaklığı aynı dine sahip olmalarıdır ki tarih boyunca İslam’ı yücelten onun sancaktarlığını yapan Türk milleti olmuş, arkasından vuran ise Ortadoğu toplulukları olmuştur. Ekonomik, kültürel, sosyal hiçbir açıdan Türklerle benzeşmeyen ülke mensuplarının Türkiye Cumhuriyeti’ne entegre edilebilmesinin mümkünatı yoktur.

REKLAM ALANI
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

  1. Zeynep Arslan dedi ki:

    Çok doğru…

  2. Doğan Aksakal dedi ki:

    Ayrıca entegrasyonun mümkün olmayışın bir diğer sebebi olarak en son söylemiş olduğun hiç bir açıdan bizlere benzemeyen uzaktan yakından alakaları olmayan bu halkların bizim topraklarımıza çok kısa süre içerisinde çok fazla sayıda gelmeleridir diye düşünüyorum, saygılarımı sunuyorum.

  3. nurullah dedi ki:

    kaleminize sağlık

hack forum hacker sitesi instagram hesap çalma hack forum hack forum hack haber Cami Halısı cami halısı ilbet destek kocaeli escort casino siteleri vdcasino giriş vdcasino vdcasino vdcasino betexper casino siteleri gaziantep escort gaziantep escort kayseri escort escort izmir bahis forumu