DOLAR 13,7194
EURO 15,5684
ALTIN 786,382
BIST 1910,41
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14°C
Çok Bulutlu

Kılıçdaroğlu grup toplantısında konuştu

Kılıçdaroğlu grup toplantısında konuştu
REKLAM ALANI
03.03.2021
97
A+
A-

Kılıçdaroğlu, grup toplantısında şu ifadeleri kullandı:

Başkanın da ifade ettiği gibi tek amacımız var; birileri gibi cebimizi düşünmüyoruz, birileri gibi belli çevrelere kaynak aktarmıyoruz, birileri gibi “İstanbul’da kupon arsa varsa bana sormadan satmayın” demiyoruz, birileri gibi dünya malına tamah etmedik, bütün arzumuz bu memlekette herkes huzur içinde yaşasın.

Demokrasi hepimiz için geçerli bir kuraldır. Demokrasiyi büyütürsek, geliştirirsek, derinleştirirsek, hepimiz mutlu olacağız. Sonuçta bir parti gelecek, ülkeyi yönetecek ama demokrasi içinde yönetecek, insan haklarına saygı duyacak; 19 yıl geçmiş, hâlâ insan haklarını düşünüyorlar, 19 yıl geçmiş, Allah bunlara akıl fikir versin. Sanıyorlar ki, insan haklarını yeniden tesis edecekler. Ya yeniden toplantı yapacağınıza, bu konuda dünya kadar yayın var, Birleşmiş Milletlere bakın, görürsünüz insan haklarını, sevgili Peygamberimizin Veda Hutbesi’ne bakın, görürsünüz insan haklarını; neyin ne olduğunu görürsünüz ama bunların dünyadan haberleri yok, ellerine kağıt tutuşturuyorlar, şunu yapacağız diye.

ARA REKLAM ALANI

Değerli arkadaşlarım; şubat ayında Aksaray’a gittik, Saratlı ve Yeşiltepe Belediye Başkanlıklarımızı da ziyaret ettik, Aksaray’da kanaat önderleriyle özel bir toplantı yaptım, toplantıya katılan bütün kanaat önderlerine buradan gerçekten de teşekkürlerimi sunmak isterim. Onlarla bir araya gelmek, konuşmak, dertleşmek, ülkenin sorunlarına çözüm üretmek, hepimizin görevidir. Bizim izlediğimiz politika, kanaat önderleriyle bir araya gelip, oturup konuşmak, onların düşüncelerini almak, bizim yanlışımız varsa büyük bir sükûnetle dinlemek, varsa hatamız ders çıkarmak, bizim görevimizdir. Niğde-Ulukışla-Aksaray demiryolundan şikâyet ettiler. Yıllar yılıdır bir türlü gerçekleşmedi. Kanal İstanbul’la uğraşacağına yapsana bu demiryolunu; Mersin’e gitmek istiyorlar, yıllar yılıdır söz verdin, niye yapmıyorsun? “Para yok” diyorsan, para var. Herkese para var da Aksaray’a niye para yok? Aksaray’ı, Mersin Limanı’na bağlamak istiyorlar demiryoluyla. Haklı mı? Haklı.
Ama ben onlara şöyle bir söz verdim: Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Aksaray’da ürettiğiniz ürünleri, demiryoluyla Mersin Limanı’na taşıyacaksınız ve asla nakliye parası ödemeyeceksiniz, fabrikanız ister Aksaray’da, ister Mersin’de limanın kenarında olsun, fark etmeyecek.

Ankara-Niğde otobanı yapmışlar, esnaf perişan. Aksaraylı esnaflar bundan şikâyet ediyorlar, doğal olarak işsizlik kol geziyor, her yerde olduğu gibi orada da büyük bir işsizlik var. 1994 yılından bu yana vadettikleri, her mitingde dile getirdikleri havaalanı da hâlâ duruyor olduğu gibi. Ya kardeşim sen Anadolu’ya bir yüzünü çevir bakalım. Ya bu Anadolu’da ne oluyor, ne bitiyor? Ama Anadolu’daki rant, İstanbul kadar olmadığı için Anadolu’yu adeta gözden çıkarmışlar. Ama Aksaraylılara da bir sitemim var; demiryolunu her gelen başbakan size söz verdi, havaalanı için gelen herkes size söz verdi, siz de verilen sözlerin gereği olarak oylarınızı verdiniz. Ama sözlerini tutmadılar, artık yönünüzü halktan yana, hukuktan yana, adaletten yana, insandan yana partiye çevirin. Yani bize çevirin, yani bize bakın.

Herkes dertli… Hayvancılıkla geçinen bir vatandaşa gittik, ahırına da girdim, “14 tane hayvanım vardı, elimde şu kadar kaldı” dedi. “Yem alamıyorum” dedi. Banka kredi kartlarını gösterdi, 15-20 tane, “Her bankadan kredi çektim şimdi ödeyemiyorum. Ne olacak halimiz?” diyor. Evet, haklı ama sorunun cevabı çok basit; sandık gelecek, seni bu hale düşüren iktidara oy vermeyeceksin, demokrasinin gereğini yapacaksın, bizim aradığımız da zaten o.

Bir emekliye rastladım, gerçekten ilginç. Olduğu gibi döktüm teypteki sözünü: “Benim maaşa 2 senedir zam vermiyor. Neymiş? 1500 lirayı geçmeyecekmiş.” Malum 1500 liranın altında alan çok kişi var. Aylarca, aylarca, aylarca söyledim. 1500 liraya çıkardılar ama şöyle bir kural getirmişler: Normal aylığı 1500 liraya çıkıncaya kadar zam verilmeyecek bunlara. “1500 liradan sonra zam alacakmışım, yani 1500 lirayı aştıktan sonra zam alacakmışım. Nasıl bir düzen yaptı, nasıl etti bilmiyorum” diyor emekli, “Şeytanın da aklına gelmez bu” diyor. Doğru, şeytanın aklına gelmez ama bunların aklına gelir, bunlar her türlü dalavereyi rahatlıkta çevirebilirler.
Değerli arkadaşlarım; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nda ek ders karşılığında çalışan personel var. Çok ciddi sorunları var. Söz verdim bir grup toplantısında “sizin sorunlarınızı dinleyeceğim” diye ama bana gelen metni okuyunca bunun bir grup toplantısının boyutlarını aştığını gördüm. Metni sizlere vereceğim, Grup Başkanvekili arkadaşlarıma; bunu mutlaka Genel Kurul’da dile getirin. Bu insanların iş güvencesi yok, 1 yıllık sözleşmeleri var, düşüncelerini asla açıklayamıyorlar, her talimatta koşulsuz uymak zorundalar, çünkü sözleşme imzalanmazsa kapı dışarı olacaklar, özlük hakları yetersiz, yolluk alamıyorlar. Dolayısıyla bunların sorunlarını bir meclis araştırmasında dile getirelim ve dile getirirken de özellikle Şanlıurfa İl Başkanımıza da haber verelim, vatandaşlar da dinlesinler; hangi partiler sorunlarına sahip çıkıyor, Hangi partiler sorunlarına sahip çıkmıyor, böylece gerçeği de vatandaşlarımız görmüş olsunlar.

Efendim 71 ilde patates üreticimiz var. Yani patates üretiliyor, özellikle Niğde ve Nevşehir bu konuda çok önemli iki ilimiz. Ekim-Kasım ayında hasatlar yapıldı, patatesler toplandı. Tüccar tarlada maliyeti 1 lira olan patatesi, 60 kuruşa bile almadı. Dolayısıyla bunlar aldılar, mallarını depoladılar. Şu anda, 4 aydır, patates üreticisi ürününü depoda tutuyor. 400-500 bin ton civarında sadece Nevşehir ve Niğde’de patates üreticisinin beklentisi var, “Bu kadar ürünü acaba birisi gelip satın alacak mı? Bizim bankalara borcumuz var, esnafa, piyasaya borcumuz var. Biz bunları nasıl ödeyeceğiz” diye. Toprak Mahsulleri Ofisi diye bir kurumumuz var, sözde “çiftçinin kara gün dostudur” diye yazar. Tarım Kredi Kooperatifi diye bir kooperatif var ve bu kooperatifin bir yönetimi var. Bunlar birden fazla yerden maaş alıyorlar. Hadi ondan vazgeçtik, bari hiç değilse şu patates üreticilerinin sorunlarına eğilsinler. Ben eğileceklerini sanmıyorum ama onların talebi üzerine bunu tekrar dile getirdim. Eğer patatesinizi bu hükümet almaz da, onlar depolarda çürürse, kesinlikle sandığa gittiğiniz zaman bu konuda gerekli dersi siyasi iktidara vermek zorundasınız. Eğer dersi verirseniz, bir daha bunlar benzerini yapmazlar.

Eğitim konusu üzerinde hemen hemen çok sayıda grup toplantısında durdum. Öğretmenlerin sorunlarını, öğrencilerinin sorunlarını, internet altyapısını, vesaire pek çok sorunu dile getirdim. Şimdi, “okullar yeniden açılacak mı, açılmayacak mı?” tartışması var. Ama şu bir gerçek, çocuğunu okula gönderen hiçbir anne ve baba eğitim sisteminden memnun değil. Bir daha ifade edeyim, çocuğunu okula gönderen, hangi partiden olursa olsun, hangi bölgeden olursa olsun hiçbir anne ve baba eğitim sisteminden memnun değil. Eğitim sistemini bir deneme tahtasına dönüştüren, çocuklarımızı kobay olarak kullanan bu iktidara bütün anne ve babaların ders verme zamanı gelmiştir ve hatta geçiyor bile. Lütfen önümüzdeki seçimlerde sandık gelecek; bizim için değil, sadece ve sadece çocuklarımız için, gelin bu iktidara ders verin, sizin çocuklarınız çok değerli, çok değerli çocuklarımız.

20 bin öğretmen ataması yapacaklar. Bakan’ın, Plan Bütçe Komisyonunda bizim arkadaşlarımızın ısrarlı soruları üzerine “Biz geçen yıl 40 bin yaptık, yine 40 bin yapacağız. Keşke 50 bin yapsak, 60 bin yapsak; hatta 100 bin olsun” diye açıklaması var. Geçenlerde Erdoğan bir açıklama yaptı, “Atama bekleyen öğretmelerden, 20 bininin atamasını yapacağız” diye. Değerli arkadaşlarım; eğitimde tasarruf olmaz. İyi eğitilen bir çocuk, gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne her alanda büyük katkılar yapar. Eğitim, sınıf atlatıyor. Eğer bir ülkede eğitim çok iyi olursa, katma değeri yüksek ürün üretme şansımız çok daha yüksek olur; sanatta, kültürde, bilimde, her alanda ileriye doğru gitmiş oluruz. O nedenle eğitim için her türlü fedakârlığı nasıl anneler ve babalar yapıyorsa, iktidarın da aynı fedakârlığı yapması lazım. Onlar başka yere yapacakları harcamayı eğitime yapsınlar. Kanal İstanbul için inat edeceğine, eğitim için inat et. “Eğitimi ben düzelteceğim” de, “birleştirilmiş sınıflar garabetini kaldıracağım” de. “Her evde, her okulda internet altyapısı olacak” de; bunların mücadelesini ver, kaynağı buraya harca ve hepimiz de seni alkışlayalım. Sen kaynağı harcadın da biz karşı mı çıktık?

Bakın değerli arkadaşlarım; bakanlığın yaptığı açıklamaya göre, 107 bin öğretmen açığı var; 20 bini atandı, diğeri açık. Emekli olanlarla beraber açık büyüyor. Sayıştay raporuna göre ise, 138 bin 393 öğretmen açığı var. 2 milyon 658 bin öğrenci EBA’ya erişemedi. Nasıl sınav yapacaksınız? 6 milyon öğrenci ise EBA’yı etkin kullanamadı. Hiçbir okulda kadrolu tek bir temizlik görevlisi bile yok ve bakın, çocuklara verilen değere bakın. Dışarıda milyonlar işsiz, ya bütün okullara birer tane temizlik görevlisi kadrolu atayın. Çocuklarımız için, temizlik için ama bunu dahi yapmıyorlar ve hâlâ 21. yüzyılda Türkiye’de birleştirilmiş sınıflar var; birinci, ikinci, üçüncü sınıflar, aynı derste okuyorlar, aynı öğretmen tarafından okuyorlar. 57 bin dersliğe ihtiyacımız var. Kadrolu, sözleşmeli ve ücretli öğretmen garabeti var; bunların da kaldırılması lazım, biz kaldıracağız. Öğretmenler Meslek Kanunu’nu çıkaracağız; öğretmeni toplumun en saygın konumuna taşıyacağız, nasıl hakimler savcılar için özel kanun varsa, öğretmenlerimiz için de özel kanun olacak, onları devlet memurları kanunundan çıkaracağız, toplumun en nitelikli sınıfı haline dönüştüreceğiz. Bu konuda kararlıyız. Çocuklarımız için yapıyoruz biz bunu, Türkiye için yapıyoruz.

Değerli arkadaşlarım; geçen hafta grup toplantısını bitirirken bir soru sordum. Dedim ki: Çin’den 1 milyon doz aşı bedava alındı mı? Bedava alınan bu aşı, Devlet Malzeme Ofisi’ne dozu 12 dolardan, 12 milyon dolara fatura edildi mi? Ve bu açıklamayı yaparken de Sayın Koca’nın da, Sağlık Bakanının, Haber Türk’te yapmış olduğu bir televizyon konuşmasında bir soruya verdiği yanıtla başlamıştım. Şimdi yine başlayalım:
Haber Türk’te soruyor gazeteci arkadaş: “Sinovac aşısının Türkiye’ye getirilişinde iktidara yakın bazı şirketlerin aracı olduğu iddiasına ne diyorsunuz? Böyle bir aracı var mı, yok mu?” Cevap veriyor: “Bu kesinlikle doğru değil. Bu kesinlikle doğru değil. Biz anlaşmamızı doğrudan Sinovac’ın kendisiyle yaptık; DMO, yani Devlet Malzeme Ofisi ve Sinovac arasında herhangi bir aracı filan yok.”

Değerli arkadaşlarım; ben de aracı olan firmanın adını açıkladım. Neydi o aracı firma? Keymen İlaç Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi. Koca’dan yanıtı şunun için istedim: Siz “aracı yok” diyorsunuz. Size aracı yok diyen kim? Onu iyi tanı. O kişi seni aldatıyor, sana doğru bilgi vermiyor. Sana doğru bilgiyi bu kardeşin veriyor. Senin bütün bakanların ve adına çalıştığın Erdoğan, sana doğru bilgi vermiyor, seni aldatıyorlar. Devlet Malzeme Ofisi ile Sinovac’ın yaptığı anlaşma benim elimde var Sayın Bakan, arzu edersen, senin bulamadığın o anlaşmayı ben sana gönderebilirim.

Ayrıca Sayın Bakanın unutmaması gereken bir şey var: Rantın olduğu yerde, siyasi akbabalar vardır. 1 milyon doz aşıyı bedava alacaksın, götüreceksin Devlet Malzeme Ofisine 12 milyon dolara satacaksın. Ben bunu sorduğum zaman da bir sürü “efendim yanılma var, ticari sırları açıklandı…” Ne sırrı kardeşim? Faturalar var, kesilmiş. Gümrük beyannameleri var, orada açıkça yazıyor. Ne sırrı? Biz “Covid 19 aşısı hangi formülle yapıldı” diye sormuyoruz ki. O, onların işi; ama 1 milyon doz aşı bedava geldi ve Devlet Malzeme Ofisine 12 milyon dolara fatura edildi.

Şimdi bakın arkadaşlar. Sinovac da diyor ki, Sayın Bakan bir belge açıkladı, teşekkür ederiz o belgeye. O belge de benim dediklerimi doğruluyor ve pekiştiriyor. Sinovac da diyor ki, aynen okuyayım: “CoronaVac aşısının Sinovac ve Keymen arasında imzalanan anlaşmalara uygun olarak Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığına, Sinovac adına tedarik edildiğini teyit etmekteyiz.” Anlaşmayı Devlet Malzeme Ofisi ile yaptıklarından hiç söz etmiyor bakın, “Sinovac ve Keymen ile teyit ederiz” diyor. Diyor mu “Devlet Malzeme Ofisi ile yaptık”, demiyor; demek ki Sayın Bakan yanıltıldı. Gerçek de ortaya çıktı, kabul ettiler. 1 milyon doz aşı bedava geldi ve onu Devlet Malzeme Ofisine sattılar 12 milyon dolara. 12 milyon dolar ne oldu? 12 milyon dolarla ilgili olarak Keymen açıklama yaptı; “Masraflarımızı karşılamak için biz bunu yaptık.” Diye. Ne demek masrafını karşılamak için, yaptığın masraf 12 milyon dolar mı, nereye gidecek bu para? Ben bunu soracağım. Sen masraf yaptıysan kardeşim, masrafını alırsın, nereden alırsın onu bilmem, masrafını çıkarsın, anlatırsı “şu dokümanları yaptım, şu harcamaları yaptım, gümrük giriş beyannamesiydi, malların gelişiydi, yol parasıydı, vesaire…” Tamam, anlarım ben onu; onu faturalarsın ama senin yaptığım faturalama şöyle: “1 milyon doz aşı, çarpı 12, eşittir 12 milyon dolar…” Masraf karşılığı alınan bir şey değil.

Keymen İlaç, DMO ile ilgili anlaşma yapıyor, tabii haklı olarak Devlet Malzeme Ofisi diyor ki, bana teminat vereceksin arkadaş, teminat vermeden, sen bu ilaçları ya getiremezsen ne olacak, benim kendimi garanti altına almam lazım. Keymen İlaç, Devlet Malzeme Ofisine gerekli teminat mektubunu veremiyor. Veremiyor ve bunu da firma teyit ediyor; Çin’deki firma Sinovac teyit ediyor. Aynen şöyle: “Bildiğiniz gibi Devlet Malzeme Ofisi ilk 1 milyon doz CoronaVac aşısı ile ilgili olarak Sinovac’a yapılacak ön ödeme için bankadan teminat mektubu istenmiş, fakat bu istek o zaman yerine getirilmemiştir.” Sayın Bakanım bunlardan haberi vardır herhalde.
Değerli arkadaşlarım; bir şey daha: Devlet Malzeme Ofisi kime bağlı? Hazine ve Maliye Bakanına bağlı. Cevap vermesi gereken kim? Hazine ve Maliye Bakanı. Kimin sırtına yıkıyorlar? Sağlık Bakanın sırtına. Yahu Devlet Malzeme Ofisi sana bağlı olsa, sen zaten sözleşmeyi göreceksin. Ayrıca 1 milyon doz aşı bedava gelseydi ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarda olsaydı, bir milyon doz aşıyı Filistin’e gönderirdim, Filistin’e gönderirim.
Bunların da tabii gazeteleri var, havuz medyasının gazeteleri var, sözde bunlar da araştırıyorlar konuyu; birisi yazı yazmış: “Kılıçdaroğlu asılsız iddialarla…” Hangi asılsız iddia? Hepsi doğru, Hepsinin belgesi var. Adam belgeyi dahi görmüyor. “Asılsız iddialarla Sağlık Bakanlığını ticari sırları açıklamaya zorlamak…” Sağlık Bakanlığı hangi ticari sırrı açıkladı? 12 dolar, evet 12 dolar; bütün beyannamelerde var, bütün faturalarda var. “Hem Türkiye’nin, hem Sinovac, hem Çin ile arasını bozmak istiyor.” Ben bu açıklamayı yapınca, efendim Sinovac’la Türkiye arasında ve Çin arasında uyuşmazlık yaratıyormuşum ben. Ya Çin’in, koskoca Uygur Türklerine yaptığı zulüm dolayısıyla aranız bozulmuyor da, benim aşı açıklamaların dolayısıyla mı sizin aranız bozuluyor? Havuz gazetesi -kendisine de seslenelim- merak ediyorsa gelsin, bütün belgeleri ben vereyim, ona vermezler, bütün belgeleri ben kendisine verebilirim.

Değerli arkadaşlarım; 128 milyar dolar küçük bir rakam değil. Küçük rakam olsa, üzerinde durmayacağım.128 milyar dolar; tüyü bitmemiş yetimin hakkı yenmiştir. 128 milyar dolar… Bunu uzun süredir dile getiriyorum. Genel Kurul’da da, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de dile getirildi. Sorduk, Erdoğan şu cevabı veriyor en son 24 Şubat’ta: “Bir süredir maruz kaldığımız ekonomik tuzaklarla mücadele ederken, salgın bahanesiyle yeni bir finansal dalgalanma oluşturmak isteyenlere elimizdeki tüm araçları kullanarak fırsat vermedik.” Güzel, itirazım yok. Elindeki tüm araçları kullan, fırsat verme. “Kılıçdaroğlu’na sürekli sorduğu dövizlerin önemli bir bölümü, işte bu mücadele için kullanılmıştır. Yani, salgın bahanesiyle bizi zora sokacaklardı, zora sokulmasın diye biz bu 128 milyar doları kullandık. Bu sayede kuru ve faizi çok yükseklere taşıyarak, toplumsal kargaşa peşinde olanların oyununu bozduk.” Gayet güzel. Soru şu: 128 milyar doları kime sattın? Kargaşayı önledin, güzel. Döviz çok düştü, güzel güzel. Neler yaptın, gayet güzel. Hiç onları sormayalım hadi, tamamından vazgeçtim. 128 milyar doları kime sattın? Kimlere sattın?

Bakın şimdi değerli arkadaşlar; şu, Merkez Bankasının internet sitesinde var. 2020 yılı para ve kur politikası Merkez Bankasının. Bu 2020, 2021’de var. Her yıl para ve kur politikası ile ilgili açıklama yapıyorlar. Okuyorum, dördüncü maddesi: Dalgalı döviz kuru rejimi uygulaması devam edecektir. Güzel, devam ediyor zaten. Uygulanmakta olan kur rejiminde, döviz kuru bir politika aracı olarak kullanılmamaktadır. Yani Merkez Bankası, “döviz kurunu bir politika aracı olarak kullanmıyoruz” diyor. Açık mı? Açık. Devam ediyor:
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının nominal ya da reel olarak herhangi bir kur hedefi bulunmamaktadır. Çünkü merkez bankalarının görevi fiyat istikrarı, ana görev fiyat istikrarı; “bizim kur politikamız yok” diyor. “Böyle bir kararımız da yok” diyor. 2019 dediğim gibi; 5 Aralık 2019’da yayınlanmış 2020 yılı politikası.
Peki, değerli arkadaşlarım? Farz edelim ki Merkez Bankası döviz satıyor, satar tabi. O zaman ilgili kurumlardan yetki almak zorundadır. İlgili kurum, yani Merkez Bankasının içindeki ilgili kurumdan yetki almak zorundadır. Merkez Bankası Kanunu madde 22, özetliyorum: “Döviz ve efektif işlemleri de döviz rezervlerinin yönetimine ilişkin usul ve esasların tespitiyle ilgili gerekli düzenlemelerin yapılmasına banka meclisi yetkili ve görevlidir” diyor.

Soru: Banka meclisi yetkili ve görevliyse, banka meclisi yani Merkez Bankası Meclisi böyle bir karar aldı mı, almadı mı? Soru gayet basit değil mi?
Değerli arkadaşlarım; 5 soru… Erdoğan’a 5 tane soru soruyorum. Kimin adına soruyorum? Tüyü bitmemiş yetim adına soruyorum, çiftçi adına soruyorum, emekli adına soruyorum, esnaf adına soruyorum, aylardır dükkanını kapatan, gelir elde edemeyen esnaf için soruyorum. Bu satış hangi yöntemle yapıldı? Bunu bilmemiz lazım. Çünkü Merkez Bankası yaptığı bütün satışları normalde 2002’den itibaren listeler halinde kamuoyuna duyuruyor. 2002 Ocak, efendim 2005 Şubat, neyse. Bunların her birisi liste halinde. Kocaman bir liste var, orada duyuruluyor. 128 milyar dolarla ilgili hiçbir duyuru yok. Hiç mi duyuru yok?

  • Demek ki birinci soru, bu satış hangi yöntemle yapıldı?
  • İkinci soru, bu satış hangi tarihlerde yapıldı? Bunu da bilmiyoruz.
  • Üçüncü soru, hangi kurdan. Ne kadar döviz satıldı? Bilmek zorunda; 128 milyar doları hangi kurdan, ne kadar sattın?
  • Dördüncü soru, bu ticaretin alıcıları kimlerdir? Yani kime sattın sen 128 milyar doları?
  • Beş, bu satış işleminin altında kimlerin imzası var?

Herkesin anlayacağı dille 5 tane soru. 5 soruyu Erdoğan’a soruyorum. Damadı tasfiye etti, çünkü bütün suçu damadın üstüne yıktı. Böylece kendisi temize çıkıyor damadı devre dışı bırakarak. Sen ve damadın, ikiniz beraber, el ele verdiniz, Merkez Bankasının 128 milyar dolarını Londra’daki bir avuç tefeciye teslim ettiniz. Sorumlusu sensin.

Bazı destekçileri var bunların medyada, televizyonlarda çıkıyorlar ya; “efendim para kaybolmadı, el değiştirdi” diye açıklamalar yapıyorlar. Sağ olsun eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz şöyle diyor: “Hırsız çaldığında da el değiştiriyor. Burada el değiştirme kime ve nasıl olmuş? Önemli olan bunun ortaya çıkmasıdır.”
Şimdi Bahçeli’ye de çağrı yapıyorum: Destek veriyorsun, 128 milyar doların nerelere gittiğini araştırmayın diye. Ya milliyetçilik bu mu Allah aşkına ya? Vatanseverlik bu mu? 128 milyar doları kim aldı? Kimlere verildi? Yabancılara verildi, yurtdışına çıksınlar diye. Bak cevabını da veriyorum. Çıksın, desin ki: “Yabancılara vermedik.” Bana listeyi göstersin. Listeyi gösterir mi? Gösteremez.

Değerli arkadaşlarım; asıl soru şu: Bu 128 milyar dolarla ne yapılabilirdi? Öyle ya, Merkez Bankasının kasasında ve siz bunu gözden çıkardınız. Ne yapılabilirdi? Bir de pandemi dönemindeyiz. Bir avuç tefeciye mi, 80 milyona mı hizmet edeceksin? Onun da bir tablosunu çıkardık; söyledim arkadaşlara, sağ olsunlar çıkardılar. 128 milyar dolar, cari kurdan 932 milyar lira yapıyor. Eski parayla 932 katrilyon lira yapıyor. Ne yapılabilirdi?

-10 milyon işsizimiz var. Bir yıl boyunca, her bir işsize ayda 3 bin lira para verebilirdik.  Ama para henüz bitmiyor.

-1 milyon 300 bin esnafın, 13 milyar liralık kredi borcunun tamamını silebilirdik. Yine para bitmiyor.
-Çiftçilerin bankacılık sektöründen takibe düşen 5 milyar tutarındaki kredi borcu var. Bu borcun da tamamını kapatabilirdik. Yine para bitmiyor.

-Mikro işletmelerin, küçük işletmelerin -ki bunların sayısı 4 milyon 35 bin- takibe düşen, icralık olan 16 milyar liralık kredi borcu var, tamamını ödeyebilirdik. Yine para bitmiyor.

-Yoksulluk sınırının altında gelire sahip olup, doğalgaz kullanan 1 milyon 600 bin hane var. 1 milyon 600 bin hane… Kasım 2020 ile Nisan 2021 arasında bunların doğalgaz borçlarının tamamı kapatılabilirdi, ödenebilirdi.

-50 milyon vatandaşımıza Pfizer-Biontech aşısı iki doz, bedava, 50 milyon vatandaşımız yapılabilirdi. Yine bitmiyor para.

-Milli Eğitim Bakanlığının EBA verilerine göre uzaktan eğitim sisteminden yararlanamayan 4 milyon 800 bin öğrenciye, gayet güzel birer tane tablet verilebilirdi. Gene bitmiyor.

-Devletten 3 ay boyunca, sadece ayda 1000 lira destek alan 806 bin 871 esnafa 1 yıl boyunca her ay 3 bin lira para verebilirdik. Yine para bitmiyor.

-Devletten 3 ay boyunca 1000 lira destek alan, basit usuldeki defter tutan 432 bin 567 esnafa yine her ay, 1 yıl boyunca 3 bin lira para verebilirdik. Yine bitmiyor.

-Devletten 3 ay boyunca şu anda 1000’er lira alan, 26 bin müzisyene 1 yıl boyunca, her ay 3 bin lira para verebilirdik. Yine bitmiyor.

467 milyar lira para artıyor, eski parayla 467 katrilyon lira hâlâ para artıyor. Onunla da yatırım yapardık. Ne yapardık? Aksaray demiryolunu yapardık, Mersin’e kadar. Hadi buyur bakalım.
Şimdi diyorlar ki, 128 milyar doların önemi ne? İşte önemi bu. Kime gitti bu para? Esnafa gitmedi, çiftçiye yetmedi, emekliye gitmedi, işsize gitmedi. Kime gitti bu para? Kime gitti, kim aldı bu parayı? Kimin altında imzası var bu parayla ilgili karar alınırken, kimin imzası var bu kararın altında? Onun da cevabını bilmiyoruz değerli arkadaşlarım ama soracağız, soracağız.

128 milyar doları söyledim. Kime gittiğini gayet iyi biliyoruz. Yurtdışına gitmek isteyen, kaçmak isteyen yabancılara verilen paradır. Rüşvettir yani, rüşvettir. Bu parayı verdiler, adamlar 128 milyar doları alarak yurtdışına çıktılar. Kimin parasıydı bu? Fakir fukaranın parasıydı, 83 milyonu alın teriydi ve şimdi Merkez Bankası eksi negatifte, negatif dövizi var. Yani SWAP’ları, dışarıdan borç aldıklarını düşerseniz eksi 47 milyar dolarlık eksi bir tablosu var.

Değerli arkadaşlarım; Tayyib’i Üzmeyen İstatistik Kurumu bir karar yayınlamış, yani TÜİK. Efendim 2020 yılında, Türkiye bir yılda yüzde 1,8 oranında büyümüş. Çiftçi kardeşlerime soruyorum, siz büyüdünüz mü kardeşim? Kalkınmadan pay aldınız mı? Hayvan üreticilerine soruyorum, siz büyüdünüz mü kardeşim? Esnafa soruyorum, kardeşim sizde bir büyüme, bir gelişme var mı; gelirlerinizde artış var mı? Yok. İşsizlere soruyorum, kardeşim sizde bir büyüme var mı, işsizlik azaldı mı? Orada da yok. Tam tersi oldu. Esnaf perişan, emekli perişan, çiftçi perişan, herkes perişan. İşsizlik de diz boyu artıyor. O zaman soru şu: Kim büyüdü? Bunlar büyümediğine göre, birileri büyümüştür yani. Onu da söyleyeyim, bütün vatandaşlarıma söyleyeyim. Saray ve beslenmelerinin tamamı büyüdü. Saray ve beslemelerinin tamamı büyüdü. Onlar, o kadar lüks içinde yaşıyorlar ki, bir maaş yetmiyor onlara. Bir maaş, iki maaş, üç maaş, dört maaş; yeri geldiğinde her ay beş ayrı yerden maaş alıyorlar. Keyifleri yerinde, işleri tıkırında. 5’li çete büyüdü, onlara her türlü imkan sağlandı. Zaten dolar bazında, avro bazında gidiyor, her türlü imkan sağlanıyor. Bankada dövizi olanların durumu da iyi, orada da hiçbir sorun yok. Merkez Bankasından 128 milyar lira parayı götürenler; zaten onlar da bu işten çok iyi büyüdüler. Devlete dolarla, altınla borç verenler var, onların da durumu çok iyi. İşin garip tarafı bütün bunlar olurken bütün bunlar yerliyiz ve milli ayaklarına yapılıyor.

Yine Sayın Bahçeli’ye sormak isterim: Bu tablonun neresi yerli, neresi milli? Bana çıksın, Allah aşkına bir cevap versin. Bu tablonun neresi yerli, neresi milli? Gayri millileri destekliyorsunuz, gayri millilerin arkasından gidiyorsunuz. Gayet açık, net bir tablomuz var.

2020 yılında 1.8 büyümüşüz. Sadece 2020 yılında, 1 milyon 272 bin vatandaşımız işinden olmuş. Çalışırken işinden oluyor. Türkiye 1.8 büyüyor ama finans sektöründeki büyüme yüzde 21. Malı götürenler bunlar, zaten söylemek istediğimiz de budur. Döviz fiyatları düştü. Bakın akaryakıta; Ocak’ta, Şubat’ta, Mart’ta zam geldi. Doğalgaza zam geldi. Elektrik fiyatları düştü mü? Düşmedi. Bunlara da zam geldi. Dolayısıyla Türkiye bir avuç tefeciye çalışır halde.

Trabzon’daki esnaf yazmış: “Namuslu bir şekilde battık” diye. Doğrudur. Şunu da arkadaşlarım getirdi, “Esnaf, işletmeciler nefes alamıyor” diye Kayseri’de açmışlar. Öyle bir noktaya Türkiye gelmiş vaziyette. Biz işin peşini bırakmayacağız, fakirin fukaranın hakkını sonuna kadar savunacağız.

Değerli arkadaşlarım; bütün bunlar olurken toplumun dikkatini başka bir yere çekmek istiyorlar. Dokunulmazlığı getireceğiz diyorlar. Açtım, Anayasa hukuku hocası Kemal Gözler var, onun Yasama Dokunulmazlığı diye bir kitabı var. “Yasama dokunulmazlığının amacı, parlamento üyelerini iktidar tarafından tahrik edebilecek keyfi, zamansız ve esassız ceza kovuşturmalarıyla, geçici bir süre için de olsa yasama çalışmalarından alıkonulmasını önlemektir. Dokunulmazlığın amacı budur” diyor. Gelecek, parlamentoda çalışacak; yasama dokunulmazlığını kaldırırsanız, siyaset alanını daraltırsınız. Siyaset alanını daraltırsanız, demokrasiden vazgeçmiş olursunuz. İktidar partisinin baskısı, temel öge olarak ortaya çıkmış olur. Efendim dokunulmazlıklar geldi, dokunulmazlıkları kaldıracağız diye söylüyorlar. Eller kalkacak, inecek, vesaire, dokunulmazlıklar kalkacak.

Dokunulmazlıkların gerçek anlamda kaldırılabilmesi için ya da dokunulmazlıklar konusunda oturup sağlıklı bir karar alabilmek için, Türkiye’de yargı bağımsızlığının olması lazım. Yargı bağımsızlığının olmadığı bir yerde, dokunulmazlık dışında milletvekilinin hiçbir güvencesi yoktur. Bir daha ifade edeyim, yargı bağımsızlığının olmadığı bir ülkede, milletvekilinin dokunulmazlık dışında hiçbir güvencesi yoktur. Milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırabilirsiniz elbette. Zaten sayısal yeterliliğiniz var. Bizim oyumuza da ihtiyacınız yok. Tek başınıza kaldırabilirsiniz. Ama yargıya talimat verip: “Ben bunun dokunulmazlığını kaldırdım, derhal içeri al, tutukla, içeri al” diyebilirsiniz, diyorsunuz da ve gereği de yapılıyor zaten. Dolayısıyla bu teminatın, bu güvencenin kalkmaması lazım. Demokrasiye inanıyor muyuz? Evet, inanıyoruz. Dokunulmazlık gerekiyor mu? Evet gerekiyor. Milletvekili her türlü şeyi söyleyebilmeli; her türlü eleştiriyi, sağlıklı, tutarlı verilere dayanan eleştiriyi yapmalı mı? Yapmalı. Bu eleştiriden iktidar partisi rahatsız olur mu? İktidar partisi rahatsız olur. “Eleştiri yapıyorsunuz, ben senin dokunulmazlığını kaldıracağım, hapse de atacağım, bir daha da gıkın çıkmayacak.” Olmaz. Neden Türkiye’de yargı bağımsızlığı yok? Neden yok? Anayasa Mahkemesi kararına dahi bir mahkeme uymuyorsa, tanımıyorsa, bu ülkede yargı bağımsızlığından söz edilebilir mi? Bir devlet krizi çıktı ortaya ve Anayasa Mahkemesi aynı dosyaya ikinci kez bakmak zorunda kaldı. Hangi yargı bağımsızlığından söz ediyoruz? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararını uygulamayan mahkemeler var. Anayasa’ya göre uymak zorundayız ama uymuyoruz. Uymayan insanlar da, yani hakimler de terfi ettirilip bunlar Yargıtay’a atanıyorlar, daha üst mahkemelere atanıyorlar. İktidar partisinin il ve ilçe başkanları veya milletvekili aday adayları seçimi kazanamadılar, il ilçe başkanları alındı, hakim yapıldı bunlar, savcı yapıldı. Bir partinin il ilçe başkanı hakim olduğu zaman veya bir partiden milletvekili adayı olup, kazanmayıp “seni ödüllendiriyoruz, hakim yapıyoruz” dendiği zaman, orada yargı bağımsızlığından söz edilebilir mi?
İktidar zaman zaman benimle ilgili tazminat davaları açar. Erdoğan açar, çünkü parayı çok seviyor. Hakimlere de talimat veriyor, şu mahkemelere düşürün diyor. Tesadüf, bazen o mahkemelere düşmüyor. O zaman, o mahkemelerin hakimleri görevden alınıyor, başka bir yere atanıyor. Yeni hakimler tayin ediliyor ve ben tazminata mahkum oluyorum. Bu, Türkiye’de yargı bağımsızlığını gösterir mi? Yargının tarafsız olduğunu gösterir mi? Kendi hayatımdan yaşadığım bir şey; kendi gerçekliğim, bunu görüyorum zaten. Yargıtay’da bir gün bile hakimlik yapmayan bir insanı, hülle yoluyla Yargıtay’dan geçirip Anayasa Mahkemesi’ne üye olarak atarsanız, yargı bağımsızlığından söz edilir mi?

AK Parti Genel Başkanının önünde yüksek hakim, Eski Danıştay Başkanı, cübbesinin önünde düğme arıyordu, düğme; nasıl iliklerim diye. Bunlar bağımsız yargı mı, tarafsız yargı mı? Milletvekili dokunulmazlığını kaldıracaksak, önce bağımsız ve tarafsız bir yargı olmalı. Hepimiz o yargıya güvenmeliyiz, o zaman kaldırın.
Başka? Dokunulmazlıklar siyaseti kendi arzularına göre dizayn etme alanı değildir. 6-7 yıl önce bir olay olmuş, insanlar ölmüş. Aradan geçmiş 6-7 yıl. Şimdi acaba Millet İttifakının nasıl bozabiliriz diye yola çıkıyorlar. Fezlekeleri düzenleyelim, getirelim, CHP zor durumda kalsın. Cumhuriyet Halk Partisi adaleti, hakkı, hukuku her yerde, her ortamda savunur ve asla haksızlıklar karşısında da susmaz. Kim olursa olsun susmaz.
Bir mühendislik aracı kendilerine göre, siyaseti dizayn edecekler. Millet İttifakını bozacaklar ve ondan sonra diyecekler ki: “Bak gördünüz mü CHP’yi?” Yok arkadaş. Biz bildiğimiz yoldan yürürüz. Asla ve asla bildiğimiz yoldan yürürüz. Anayasa’daki dokunulmazlığın ruhuna uygun hareket ederiz.

Üç, bir başka konu: Anayasa’ya göre -ki 83 üncü madde- Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki siyasi parti gruplarınca yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz. Niçin? Herkes vicdani kanaatine göre karar versin diye. Yani grup kararı alınamaz, dokunulmazlıklara dokunacağız diye. Her bir milletvekili dosyaya bakar ve vicdani kanaatine göre dokunulmazlığı kalksın veya kalkmasın, ona göre oturur, oyunu kullanır. Bu, dokunulmazlıklar konusunda milletvekillerine sağlanmış önemli bir güvencedir. Bu güvenceyi de almak istiyorlar. Bir milletvekilinin dokunulmazlığı, bir kişinin iradesine terk edilemez. Bir kişi ortaya çıkıp, senin dokunulmazlığını kaldıracağım ve bunun hesabını sana soracağım diyemez. Dediği andan itibaren, milli iradeye ihanet etmiş demektir. Sen bir kişinin dokunulmazlığını kaldırmak istiyorsan, dosya geldiğinde bakarsın, incelersin; elini kaldırsın veya kaldırmazsın. Ama talimata el kaldırıp, el indiriyorsanız orada milli irade yok demektir; hakarettir milli iradeye.

Sayın Erdoğan: “24 Şubat’ta dokunulmazlıklar genel kurula gelir. Genel kurulda hemen eller hemen kalkar, iner ve dokunulmazlıklar kalkar.” Ne demek eller iner, kalkar? Beyefendi zaten hâkim, kararı vermiş zaten. Hangi mahkemelere düşeceği kararını da vermiş, ne kadar hapis yatacakları kararını da vermiş zaten. Sonra bu memlekette adaletten söz ediyoruz. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytansa, o şeytan asla olmayacağız. Haksızlıklara karşı mücadele edeceğiz. Kaldı ki milletvekili dokunulmazlığı, bakan dokunulmazlığı gibi değil. Bakan, milletvekili olmasa da dokunulmazlığı ömür boyu devam ediyor. Milletvekili öyle değil ki; bir daha seçilemezse zaten savcı çağırıyor, gel bakalım hakkında dosya var, hesabını ver diyor.

Değerli arkadaşlarım, dokunulmazlıklar konusunda düşüncemiz bu. Demokrasiden yanayız, insan haklarından yanayız. Bakın, bir kişinin dokunulmazlığı kaldırıldı, ne oldu? Bütün partiler oybirliği ile dokunulmazlığı kaldırdılar. Kimse itiraz etti mi? İtiraz etmedi. Ama dokunulmazlıkları bir siyasi mühendislik aracı olarak, ben acaba bir ittifakı nasıl bölerim, nasıl parçalarım diye yola çıkıp yapıyorsanız, asla doğru değil, asla doğru değil; ahlaki de değil aynı zamanda bu.

Değerli arkadaşlarım, haftaya bir avuç tefeciye yüzde 90 kazançla nasıl avantajlar sağlandığını anlatacağım. Özellikle esnaf, çiftçi, emekli kardeşlerim önümüzdeki grup toplantısını dikkatle dinlesinler. Bir avuç tefeciye, bir avuç çıkarcıya, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yöneten Ak Parti hükümetlerinin nasıl yüzde 90 kazançla büyük avantajlar sağladıklarını anlatacağım ve bunların yerli ve milli olmadığını, bunları Türkiye Cumhuriyeti’nde çalışan bütün insanların emeklerinin, alın terlerinin bir avuç insana peşkeş çekmekle görevli olduklarını biliyoruz ve bunu anlatacağım.

REKLAM ALANI
ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bigunhaber.com Beyaz Haber Ajansı üyesidir.
hacker sitesi instagram hackleme hack haber hack forum Cami Halısı cami halısı ilbet destek kocaeli escort casino siteleri vdcasino giriş vdcasino vdcasino vdcasino betexper casino siteleri gaziantep escort gaziantep escort kayseri escort